veysi seviğ
7/11/2009 ·
2010 yılı bütçesine göre borçlanma gereği ve harcama dengesi
07.11.2009 | Veysi Seviğ | Yorum
<_script /><_script /><_script /><_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder
&
Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan 2010 yılı bütçe gerekçesinde ifade edildiği üzere, "Borçlanma politika ve uygulamalarında öngörülebilirliğin, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin artırılması, verim eğrisinin geliştirilmesi, devlet iç borçlanma senetlerinde likiditenin artırılması, yatırımcı tabanının genişletilmesi ve borç stokunun risklere karşı duyarlılığının azaltılmasıdır. Bunlara ilaveten, 2008 yılının ikinci yarısından itibaren kötüleşen ekonomik koşullarla birlikte, artan iç borç çevirme oranlarının kademeli olarak düşürülmesi hedeflenmektedir."Bu bağlamda, ülkemizde son yıllarda olduğu gibi 2009 yılında da risk ve maliyet unsurları, piyasa koşulları birlikte değerlendirilerek borçlanma politikası uygulanmıştır. Bu çerçevede, 2009 yılında ağırlıklı olarak TL cinsi, sabit faizli ve mümkün olduğunca uzun vadeli, yeterli düzeyde nakit rezerv bulunduracak şekilde borçlanma yapılması planlanarak TL cinsi stok içinde gelecek 12 ayda faizi yenilenecek borcun payının azaltılması; ayrıca vadesine 12 aydan az kalmış senetlerin payının azaltılması amaçlanmıştır.Yıl içinde yurtiçi tasarrufların artırılması, devlet iç borçlanma senetlerinin yatırımcı tabanının geliştirilmesi ve finansman araçlarının çeşitlendirilmesi amacıyla yeni finansal enstrüman olarak, bütçeye aktarılan vergi dışı gelirlere endeksli senet (GES) ihraçları yapılmıştır.Türkiye'de 2010-2012 yılları arasında mevcut borçlanma politikalarının devam ettirilmesi, makroekonomik dengeleri gözeten para ve maliye politikaları ile uyumlu, sürdürülebilir, saydam ve hesap verilebilir bir borçlanma politikasının izlenmesi, finansman gereksinimlerinin, iç ve dış piyasa koşulları ve maliyet unsurları göz önüne alınarak makul bir risk düzeyi içinde, orta ve uzun vadede mümkün olan en uygun maliyetle borçlanma yapılması hedeflenmektedir. Ancak bu beklentinin gerçekleşmesi, 2010 ve daha sonraki yıllarda dünya finans piyasasında yaşanacak olan değişimlere bağlı olacağından, şimdiden yapılan çalışmaların gerçekleşmesi de söz konusu oluşuma bağlı olacaktır.2008 yılı aralık ayı sonu itibariyle merkezi yönetim iç borç stoku 274 milyar 827 milyon TL iken bu miktar 2009 yılı temmuz ayı itibariyle yüzde 12 oranında artarak 307 milyar 716 milyon TL'ye ulaşmıştır. Rakamsal verile Türkiye'nin 2009 yılında planlanandan daha fazla borçlanma gereği duyduğunu göstermektedir. Bu borçlanmanın "nakit imkânı" sağlayacak şekilde gerçekleşmesi, bu yönde de artış göstermesi ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.Diğer yandan 2010 yılı bütçe gerekçesinde 2010-2012 döneminde uygulanması öngörülen maliye politikası ile kamu kesiminin kaynak kullanımında giderek artan payını azaltmak amacıyla ekonomik krizin de etkisi ile yükselen kamu açıklarının tedrici olarak makul seviyelere indirileceği ifade edilmiştir.Bu bağlamda 2010 yılında bütçe açığını 50 milyar 134 milyon TL, faiz dışı fazla ise 6 milyar 616 milyon TL olarak belirlenmiş bulunmaktadır.Ekonomik sınıflandırmaya göre 2010 yılı merkezi yönetim bütçe ödenekleri içinde en yüksek payı sırasıyla cari transferler, personel giderleri ve faiz giderleri almakta olup, bu gider kalemlerinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranları cari transferlerde yüzde 9,9, personel giderlerinde yüzde 5,9 ve faiz giderlerinde yüzde 5,5'tir.2010 yılı merkezi yönetim bütçesinde faiz ödemeleri için ulusal ve uluslararası para piyasalarındaki hareketlilik de dikkate alınarak 56 milyar 750 milyon TL ödenek tahsis edilmesi öngörülmüştür.2010 yılında cari transferler için toplam 102 milyar 173 milyon TL ödenek ayrılmış olup bu transferler içinde en önemli kalem olup, sosyal güvenlik sistemine yapılacak transferlerdir. 2010 yılında bu amaçla öngörülen ödenek tutarı 57 milyar 694 milyon TL'dir. Ayrıca, gelirden ayrılan paylar karşılığında 23 milyar 908 milyon TL ödenek öngörülmüş olup, bu ödenekten mahalli idarelere verilecek pay ayrılımı bulunmaktadır.2010 yılı merkezi yönetim bütçesinde tarımsal destekleme ödenekleri için 5 milyar 605 milyon TL, görev zararları için 4 milyar 310 milyon TL ödenek öngörülmüş olup bu ödenekten 3 milyar 38 milyon TL KİT zararları için ayrılmıştır.2010 yılı bütçesinde sermaye giderleri için 18 milyar 928 milyon TL, sermaye transferleri için ise 3 milyar 426 milyon, yatırımları hızlandırma ve doğal felaket giderlerini karşılama ödeneği olarak 298 milyon TL olmak üzere toplam yatırım harcamaları için 22 milyar 625 milyon TL ödenek ayrılmıştır.2010 yılında borç verme için toplam 6 milyar 903 milyon TL ödenek öngörülmüştür.Söz konusu ödeneklerin yapılan tartışma ve değerlendirmeler dikkate alınması halinde yetersiz kalacağı ifade edilmektedir. Bu durumda 2010 yılı bütçesinin yönetimi geçen yıllardan daha zor olacaktır.
Yorum (0) Yorum yaz!
6 Seri No’lu Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerde Bandrollü Ürün İzleme Sistemi Genel Tebliği Resmi Gazetede Yayımlanmak Üzere Başbakanlığa gönderildi
6/11/2009 ·
|
Yorum (0) Yorum yaz!
bumin doğrusöz
5/11/2009 ·
Ödeme emrinin sorunları
05.11.2009 | Bumin Doğrusöz | Yorum
<_script /><_script /><_script /><_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder
&
Kamu borçları, süresinde ödenmediği takdirde idare, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre cebri takibe geçer. Cebri takibi başlatan işlem, ödeme emridir. Bu işlem, borçlulara 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğini içeren bir "ödeme emri"nin tebliğ olunmasıdır.Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, hiç şüphesiz bu idari işlem aleyhine idari yargıda dava açabilir. Ancak cebri tahsil aşamasının borcun kesinleşmesinden sonra gelmesi sebebiyle, açılacak böyle bir davada borçlunun savunma araçları kısıtlıdır.6183 sayılı kanunun 58. maddesine göre, ödeme emirleri aleyhine yine 7 günlük süre içinde açılacak davalarda davacı, ancak aşağıdaki üç gerekçeden birine dayanabilir.i) Böyle bir borcun olmadığı iddiası: Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlunun böyle bir borcunun olmadığını iddia edebilmesi için borcun hukuken hiç doğmaması ya da borç doğduktan sonra tamamen ödenmesi veya sair bir nedenle ortadan kalkması gerekmektedir.ii) Borcun kısmen ödendiği iddiası: Bu iddia; borçlunun, borcun varlığını kabul etmekle birlikte, borç tutarının ödeme emriyle talep edilen tutar kadar olmadığını ileri sürmesi durumunda gündeme gelmektedir.iii) Borcun zamanaşımına uğradığı iddiası: Zamanaşımı kanunlarda belirlenmiş olan belli bir sürenin geçmesi nedeniyle bir hakkın elde edilmesi için talep hakkının kaybedilmesidir. Bu iddiaya göre, amme alacaklarının 6183 sayılı kanunun 102. maddesine göre zamanaşımına uğramış olması gerekmektedir.Kanuna göre ileri sürülebilecek bu iddia konularının içerikleri, uygulamada yargı tarafından haklı olarak doldurulmuş ve geliştirilmiştir. Örneğin, tarh işleminin tebliğinin usulüne uygun olmadığı, tarhiyattaki bazı sakatlıklar, mükellefin gayri faal olduğu ve kazanç elde etmediği vb. pek çok iddia, yargı tarafından "borcum yoktur" iddiası içerisinde değerlendirmektedir.Bu nedenle öncelikle yasadaki dava sebeplerinin yargının haklı anlayışı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.Ödeme emirlerine karşı açılacak davaların, vergi/ceza ihbarnamelerine karşı açılan davalardan bir önemli farkı da yürütmeyi durdurmamasıdır. Dava açılmasına rağmen idare, icra işlemlerine devam edebilir. Haciz uygulayabilir, haczedilmiş bir malı satabilir. Ödeme emrinin yürütülmesinin durdurulabilmesi, ancak dava açılan mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı alınabilmesi ile mümkün olabilmektedir.Yürütmeyi durdurma kararının verilebilmesi ise İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinde, işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve işlemin icrası halinde telafisi güç bir zararın ortaya çıkacak olması koşuluna bağlanmıştır. Ancak bu iki şartın, yargılamanın henüz başında bariz bir şekilde görülmesi ve her zaman birlikte gerçekleşmesi mümkün olmadığından, yürütmeyi durdurma kararı alınması zorlaşmaktadır.Bazen de mahkemeler yürümeyi durdurma taleplerini değerlendirmeyi, davalı idarenin birinci savunmasını sunmasından sonraya bırakmakta, bu durum ise idarenin bu süreç içerisinde icra işlemlerini sürdürmesi dolayısıyla mükellefler nezdinde zarar doğumuna yol açabilmektedir. Bu nedenle bu gibi hallerde mahkemeden, bir geçici yürütmeyi durdurma kararı talep edilmesinde yarar vardır.Zaten idare hukukunda bu konuda en çok eleştirilen hususlardan birisi de bu koşullar olup, genel kabul gören görüş, bu koşulların adeta yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi veya verilmesini zorlaştırmak için kasten ihdas edildiği yönündedir. Bu konunun da gözden geçirilmesi gerekmektedir.Ödeme emirleri aleyhine açılacak davalarda davacının (mükellefin) haksız çıkması halinde, dava tutarının % 10'u oranında bir zammı (haksız çıkma zammı) tazminat olarak ödemesi gerekmektedir. Ancak davacıların davalarında haklı çıkması halinde, böyle bir tazminat almaları mümkün değildir. Bu zammın anayasaya aykırılığını defalarca yazdık. Bu düzenlemenin de Anayasa Mahkemesi'nce iptalinden önce şimdiden gözden geçirilmesi gerekmektedir.Bir diğer düzenleme gereği de 58. maddenin 3. fıkrasındadır. Fıkraya göre, "dava açan borçlu bu kanuna göre teminat gösterdiği takdirde takip muamelesi davaya konu borç miktarı için ve vergi mahkemesince bu hususta karar verilinceye kadar durur". Görüldüğü gibi fıkra, borçlulara, teminat göstermek koşulu ile mahkemeden yürütmeyi durdurma talep etmesine dahi gerek olmaksızın- işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurma olanağı vermiştir.Ancak idari anlayışta, sonraki kanun olan İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesi ile bu düzenlemenin zımnen ilga olduğu kabul edilerek fıkra yaşama geçirilmemektedir. Oysa bize göre iki kanun birlikte, mükellefe sunulan bir seçimlik hak yaratmıştır.Bu konunun da idari anlayışa bırakılmayarak kanun koyucu tarafından yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.Ödeme emri konusu, kamu takip hukukunda en çok ihtilaf yaratan konulardan biri olarak, yasa koyucu tarafından ivedilikle gözden geçirilmeyi beklemektedir. Maliye Bakanlığı ise Meclis'e sunulan torba kanun tasarılarında bu düzenlemeleri yenilemek yerine, şimdilik "ödeme emrinin şeklini" yeniden belirlemekle yetinmektedir.
Yorum (0) Yorum yaz!
veysi seviğ bumin doğrusöz
4/11/2009 ·
Sitenin kapıcısına Damga Vergisi yok yöneticisine var
04.11.2009 | Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz | Analiz
<_script /><_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder 
&
Birden fazla konutun yer aldığı sitelerde görevli olan kapıcı, bahçıvan ve hizmetlilerin ücretlerinden Damga Vergisi kesintisi yapılmaz. Ancak site yönetim ve denetim kurulunda görevli olanlara yapılan huzur hakkı ödemeleri binde 6 oranında Damga Vergisi'ne tabi olur.SORU: Birden fazla konutun yer aldığı ve site olarak adlandırılan oturma mahallerinde sitenin ortak ihtiyacı için site yönetimince istihdam edilen temizlik görevlileri, tamir ve bakım görevlileri, elektrik teknisyeni ile yeşil alanın tanzimi ve bakımından sorumlu tutulan bahçıvanlara yapılan ücret ödemeleri ile site yönetim ve denetim kurulunda görevli olanlara ödenen huzur hakları için düzenlenen belgeler Damga Vergisi'ne tabi midir?YANIT: Damga Vergisi Yasası'nın birinci maddesinde hükme bağlandığı üzere bu yasaya ekli (1) sayılı tabloda yazılı kâğıtlar Damga Vergisi'ne tabidir. Damga Vergisi uygulaması açısından kâğıt terimi, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade etmektedir.Diğer yandan Damga Vergisi Yasası'na ekli (1) sayılı tabloda Damga Vergisi'ne tabi kâğıtlar dört ana başlık altında toplanmış olup, "IV Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlığı altında "Makbuzlar" arasında sayılan (1/b) fıkrasında "Maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak cari hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kâğıtların da binde altı oranında Damga Vergisi'ne tabi tutulması" öngörülmüştür. Bu tür ödemeler avans olarak yapılsa dahi yapılan ödeme miktarı üzerinden binde altı oranında Damga Vergisi hesaplanması gerekmektedir.Buna karşılık aynı yasaya ekli (2) sayılı tablo "Damga Vergisi'nden istisna edilen kâğıtlar" başlığını taşımakta olup, bu tabloda "IV-Ticari ve medeni işlerle ilgili kâğıtlar" başlığı altındaki bölümün 34 numaralı fıkrasında "Ticari, zirai veya mesleki faaliyetlere ilişkin olmamak şartıyla gerçek kişiler arasında düzenlenen akitlerle ilgili kâğıtlar ile Gelir Vergisi Yasası'nın 23'üncü maddesinde belirtilen ücretlere ilişkin kâğıtların resmi dairelere veya notere ibraz edilmemeleri koşuluyla vergiye tabi tutulmamaları öngörülmüştür.Ancak söz konusu kâğıtların resmi dairelere veya noterlere ibraz edilmeleri halinde, ibraz tarihi itibariyle bu kâğıtlar vergiye tabi tutulur ve vergisi söz konusu kâğıtları ibraz edenlerce ödenir.Dolayısıyla, bir ticareti mahalli olmayan ve konut olarak kullanılan site yönetiminde, istihdam edilen kapıcı, bahçıvan ve hizmetlilerin ücretlerinden Damga Vergisi kesintisi yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Buna karşılık site yönetim ve denetim kurulunda görevli olanlara yapılan huzur hakkı ödemeleri ve sitede diğer unvanlarla çalıştırılan işçilere yapılan ücret ödemeleri ile sitede diğer unvanlarla çalıştırılan işçilere yapılan ücret ödemeleri Damga Vergisi Yasası'na ekli (1) sayılı tablonun (IV1-b) fıkrasına göre binde altı nispetinde Damga Vergisi'ne tabi tutulacaktır. (V. Seviğ)SİPARİŞ AVANSINDAN DOĞAN ALACAĞA KARŞILIK AYRILMASISORU: Geçen yıl bir AŞ'ye vermiş olduğumuz sipariş avansı karşılığı alacağımız, söz konusu şirketin yapılan sözleşme hükümlerine uygun teslimatı gerçekleştirememesi nedeniyle dava konusu oldu. Bu durumda vermiş olduğumuz sipariş avansı için karşılık ayırabilir miyiz?YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 323'üncü maddesi uyarınca "Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;* Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;* Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek düşük derecede düşük alacaklar, Şüpheli alacak" sayılmaktadır.Yasal düzenleme gereği olarak yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilmektedir.Var olan bir alacağın ödenmemesi veya taraflar arasında uyuşmazlık konusu olması durumunda, bu alacağa karşılık ayrılabilmesi için ticari veya zirai kazançla ilgili bir faaliyetten kaynaklanması ve bu kazançların elde edilmesi ve/veya idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekmektedir. Bu bağlamda işletmenin esas faaliyeti dışında, kayıtlara hasılat olarak girmeyen veya ticareti yapılacak veya üretilecek mal veya hizmetin maliyeti ile ilgisi olmayan alacakların, tahsilinde güçlük doğsa bile bu tür alacakların şüpheli alacak olarak değerlendirilmesi ve karşılık ayrılması söz konusu olamaz.Uygulamada "herhangi bir malın tesliminden veya ifasından önce satış bedeline mahsuben yapılan ödemeler olarak tanımlayabileceğimiz avanslar için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır." (Beyanname Düzenleme Kılavuzu, HUD Yayınları, Sf: 1125)Ancak karşılık ayrılacak alacağın şüpheli sayılabilmesi için mutlaka kayıtlara daha önce hasılat kaydedilmesi gerekeceği konusunda yasa maddesinde açık bir hüküm yoktur. Fakat sözü edilen maddede değişiklik yapan 2365 sayılı kanunun madde gerekçesinde karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilecek alacağın ticari veya zirai faaliyetin idame ettirilmesi ile ilgili olması, diğer bir ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle daha önce "mal temini için verilen avanslara şüpheli alacak karşılığı ayrılmaz" şeklindeki görüşler karşısında, vergi idaresi, iktisadi ve ticari hayatın günümüzde geldiği nokta ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmek için gerekli organizasyon ve finansman kaynaklarını dikkate alarak aksi yönde görüş oluşmuştur. (Özyer, M. Ali "Vergi Usul Kanunu Uygulaması" 4. Baskı HUD Yayınları 2008, Sf: 774)Sipariş avanslarının, sipariş konusu değerlerin yapılan sözleşmeye uygun şekilde siparişi verene teslim edilmemesi halinde ortaya çıkan uyuşmazlık nedeniyle şüpheli alacak olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmayacağı konusunda var olan farklı görüşler nedeniyle durumunuzu bağlı bulunduğunuz vergi dairesine yazı ile bildirerek görüş istemeniz ve alacağınız yanıta göre hareket etmeniz daha doğru olacaktır. (V. Seviğ)ALINAN MALIN ÇALINTI OLMASISORU: İşletmemiz bazı kişilerden atık malzeme almaktadır. Bu kişilerden alışlarımızı gider pusulası ile yapmaktayız. Ancak bizim sektörde son zamanlarda çalıntı mal satışı çok olmaya başladı. Böyle bir durumda alışlarımızın çalıntı olmaması için nasıl bir önlem almalıyız.YANIT: Bu konuda daha çok işletmenizce tanınan ve bilinen kişiler tarafından yapılan satışların şirketinizce kabul edilmesi, tanınmayan kişilerden alışlarda da dikkatli davranılması gerekmektedir.Diğer yandan sorunuzdan da anlaşıldığı üzere alışlarınızı gider pusulası ile yaptığınızdan, söz konusu belge tarafınızdan düzenlenirken satıcının kimliğini doğru tespit etmeniz, bu aşamada mutlak suretle kendilerine ait nüfus cüzdanlarını talep ederek, söz konusu cüzdanların fotokopisini düzenleyeceğiniz gider pusulasına eklemeniz, ayrıca söz konusu kişilerin açık adreslerini yine gider pusulası üzerine yazdıktan sonra bu kişilerin ıslak imzasını almanız halinde ileride bu konuda çıkacak bir olayda söz konusu malları kimden aldığınızı kanıtlamanız daha kolay olacaktır. (V. Seviğ)KASIM AYI MALİ TAKVİMİ9 KASIM* Ekim 2009 dönemi çeklere ait Değerli Kâğıtlar Vergisi bildirimi ve ödemesi10 KASIM* 16-31 Ekim 2009 dönemi petrol ve doğalgaz ürünlerine ilişkin Özel Tüketim Vergisi'nin beyanı ve ödemesi* 16-31 Ekim 2009 dönemine ait noterlerce yapılan makbuz karşılığı ödemelere ait bildirimlerin verilmesi ve ödenmesi16 KASIM* 2009 3. geçici vergi dönemine ait Gelir Vergisi beyanı* 2009 3. geçici vergi dönemine ait Kurumlar Vergisi beyanı* Ekim 2009 dönemi kolalı gazozlar, alkollü içecekler ve tütün mamullerine ilişkin Özel Tüketim Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi motorlu taşıt araçlarına ilişkin (tescile tabi olmayanlar) Özel Tüketim Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi dayanıklı tüketim malları ve diğer mallara ilişkin Özel Tüketim Vergisi'nin beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi BSMV beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi Özel İletişim Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi KKDF kesintilerinin bildirim ve ödemesi17 KASIM* 2009 3. geçici vergi dönemine ait Gelir Vergisi ödemesi* 2009 3. geçici vergi dönemine ait Kurumlar Vergisi ödemesi20 KASIM* Ekim 2009 dönemine ait kolalı gazozlara ilişkin Ek:7 No'lu ÖTV bildirim formu* Ekim 2009 dönemine ait alkollü içeceklere ilişkin Ek:8 No'lu ÖTV bildirim formu* Ekim 2009 dönemine ait tütün mamullerine ilişkin Ek:9 No'lu ÖTV bildirim formu* Ekim 2009 dönemine ait petrol ve doğalgaz ürünlerine ilişkin Ek:4 No'lu ÖTV bildirim formu* Ekim 2009 dönemine ait dayanıklı tüketim ve diğer mallarına ilişkin ek:10 no'lu ÖTV bildirim formu* Ekim 2009 dönemine ait yarışma ve çekiliş ile futbol müsabakalarına ve at yarışlarına ait İntikal Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi İlan ve Reklam Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemine ait Şans Oyunları Vergisi'nin beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemi müşterek bahislere ait Eğlence Vergisi beyan ve ödemesi* Ekim 2009 dönemine ait Yangın Sigortası Vergisi beyanı ve ödemesi* Ekim 2009 dönemine ait Elektrik ve Havagazı Tüketimi Vergisi beyanı ve ödemesi23 KASIM* Ekim 2009 dönemine ait Kurumlar Vergisi stopajının muhtasar beyanname ile beyanı* Ekim 2009 dönemine ait Gelir Vergisi stopajının muhtasar beyanname ile beyanı* Ekim 2009 dönemine ait istihkaktan kesinti suretiyle tahsil edilen Damga Vergisi ile sürekli mükellefiyeti bulunanlar için makbuz karşılığı ödenmesi gereken Damga Vergisi'nin beyanı24 KASIM* Ekim 2009 dönemi Katma Değer Vergisi'nin beyanı* 1-15 Kasım 2009 dönemine ait noterlerce yapılan makbuz karşılığı ödemelere ait bildirimlerin verilmesi ve ödenmesi25 KASIM* 1-15 Kasım 2009 dönemi petrol ve doğalgaz ürünlerine ilişkin Özel Tüketim Vergisi'nin beyanı ve ödemesi26 KASIM* Ekim 2009 dönemine ait Kurumlar Vergisi stopajının ödenmesi* Ekim 2009 dönemine ait Gelir Vergisi stopajının ödenmesi* Ekim 2009 dönemine ait istihkaktan kesinti suretiyle tahsil edilen Damga Vergisi ile sürekli mükellefiyeti bulunanlar için makbuz karşılığı ödenmesi gereken Damga Vergisi'nin ödenmesi* Ekim 2009 Dönemi Katma Değer Vergisi'nin ödenmesi1 ARALIK* Ekim 2009 dönemi 4/1-a kapsamında sigortalı (SSK'lı) olanlara ilişkin aylık prim ve hizmet bildirgelerinin verilmesi* Ekim 2009 dönemine ait Haberleşme Vergisi'nin beyanı ve ödemesi* 2009 Yılı Emlak Vergisi 2. taksit ödemesi* 2009 Yılı Çevre Temizlik Vergisi 2. taksit ödemesi* Veraset ve İntikal Vergisi 2. taksit ödemesi* Ekim 2009 dönemi SSK sigorta primlerinin ödemesi* Bağ-Kur sigortalılarının kasım 2009 sigorta primi ve sağlık sigorta primlerinin ödemesiÖZELGELERDEGAYRİMENKUL SERMAYE İRADI1. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 24.8.2009 tarih ve 7098 sayılı özelgesi"Gayrimenkul sermaye iratlarında elde etme açısından tahsil esası geçerli olduğundan, henüz tahsil edilemeyen kira gelirlerinin yıllık Gelir Vergisi beyannamesinde dahil edilmesi gerekmemektedir. Ancak, tahsil edilememesi sebebiyle beyan edilmeyen kira gelirlerine ilişkin tevkif suretiyle kesilen Gelir Vergisi'nin bulunması halinde söz konusu verginin de yıllık Gelir Vergisi beyannamesinden mahsubu mümkün değildir."2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 18.9.2009 tarih ve 7864 sayılı özelgesi268 seri no'lu GVK Genel Tebliğ düzenlemesi ile 1.11.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere işyeri ve konut (konutlarda 500 TL üzerindeki kira bedelleri için geçerli olmak üzere) kira bedellerinin banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenecek belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bununla beraber, işyeri sahibinin yurtdışında ikamet etmesi ve Türkiye'de de banka hesabının olmaması nedeniyle tevsik zorunluluğunu kendi elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen kiracının banka veya posta teşkilatı aracılığıyla işyeri sahibi veya tayin ettiği vekil için hesap açtırılmaksızın ‘isme havale veya EFT' yoluyla kira bedelini göndermesi halinde kiracının kira ödemesini belgelendirme yükümlülüğünü yerine getirdiği kabul edilir."3. Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 16.2.2008 tarih ve 554 sayılı özelgesi"Tevkifat gerçek kişilerin gayrimenkul sermaye iratlarına ilişkin gelir vergilerine mahsuben yapılacağından, kurumların bu mahiyette elde ettiği iratlardan ödeme yapanlar tarafından tevkifat yapılmaz. Herhangi bir işletmenin aktifinde kayıtlı gayrimenkul veya hakların kiraya verilmesi karşılığında elde edilen kazanç ticari kazanç olarak kabul edildiğinden, gayrimenkul sermaye iradı niteliğinde olmayan bu tür ödemeler üzerinden tevkifat yapılması da söz konusu değildir. Buna göre ticari işletmeye dahil araçların başhekimlik tarafından kiralanması durumunda, elde edilen kazanç, ticari kazancın tespitine ilişkin hükümler gereğince değerlendirileceğinden tevkifat yapılmaz, vergi mükellefi olmayan gerçek kişilerden araç kiralanması halinde ise yapılacak ödemeler üzerinden GVK'nın 94/5-a hükmü uyarınca tevkifat yapılır."4. Konya Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 8.5.2009 tarih ve 911 sayılı özelgesi"Elde edilen gayrimenkul sermaye iradı için verilecek beyannamede, götürü ya da gerçek gider usulünün seçilmesi mükellefin iradesine bırakılmıştır. Ancak GVK'nın 74/3. fıkrası uyarınca götürü gider usulünü seçenlerin iki yıl geçmedikçe bu usulden dönmesi mümkün değildir. Ayrıca, yine GVK'nın 74/1. fıkrasının 10. bendi uyarınca, sahibi bulunulan konutun kiraya verilmesi halinde oturulan konutun kira bedelinin elde edilen gayri safi hasılattan indirim konusu yapılması mümkündür. Bu hüküm ve açıklamalar uyarınca, aynı takvim yılı içinde gerçek gider usulünü seçerek düzeltme beyannamesi verilmesi halinde, eşle birlikte oturulan konut veya lojman için ödenen kira bedelinin (istisnaya isabet eden kısım hariç) evlilik birlikteliğinde müşterek bir gider olması nedeniyle kira gelirinden indirim konusu yapılması mümkündür."5. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 14.1.2009 tarih ve 153 sayılı özelgesi"GVK'nın 70. maddesinde, gayrimenkul sermaye iratları bentler halinde sayılmış olup, aynı kanunun 72. maddesinde de gayrimenkul sermaye iratlarında, gayri safi hasılat, 70. maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedelleri tutarlarıdır, hükmüne yer verilmiştir. GVK'nın 94. maddesinde hangi ödemelerde, kimler tarafından yapılan ödemelerde tevkifat yapılacağı düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler uyarınca, mükellef tarafından, sorumlu sıfatıyla kira sözleşmesine istinaden, kira döneminin (15.7.2008-15.7.2009) tamamı için ödenen kira bedeli üzerinden kesilerek beyan edilen ve bu beyan üzerinden vergi dairesince de tahakkuk ettirilen gelir stopajının (kira) ödevlinin şube işyerini terk ettiği tarihten (30.11.2008) sonraki döneme isabet eden kısmının VUK'nın düzeltme hükümlerine ilişkin 116, 117. ve müteakip maddeleri gereğince terkin edilmesi gerekir."6. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 19.1.2009 tarih ve 214 sayılı özelgesi"Gayrimenkul sermaye iradının safi iradının tespitinde gerçek gider usulünün seçilmiş olunması halinde, beyan edilecek kira gelirinden, ancak ikamet edilen konut (lojman) için ödenen kira bedelinin indirilmesi mümkün olup, okuyan kız çocuğu için ödenen kira bedelinin indirim konusu yapılması mümkün değildir."7. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 27.11.2008 tarih ve 4613 sayılı özelgesi"Mülk sahibi eşin yatalak olduğu ve açılmış olan vesayet davasının da devam ettiği belirtilerek, söz konusu eşin sahibi olduğu işyeri kira ödemelerinin diğer eş adına açılacak olan banka hesabına yatırılmasının mümkün olup olmadığı sorulmuştur. Kira bedellerinin mülk sahibi olmayan eş adına açılacak banka hesabına yatırılması, 268 seri no'lu GVK Genel Tebliği'nde düzenlenen kira ödemelerinin tevsik edilmesi düzenlemesine uygun değildir. Mülk sahibi eş tarafından verilecek olan vekâletnameye istinaden yine söz konusu mülk sahibi eş adına açılacak banka hesabına kiracı tarafından kira bedellerinin yatırılması veya posta teşkilatı vasıtasıyla mülk sahibi eşe ödemlerin yapılması gerekir."8. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 4.11.2008 tarih ve 4236 sayılı özelgesi"Medeni Kanun'a göre gayrimenkuller üzerindeki sahiplik, tapuya tescil ile meydana gelmektedir. Dolayısıyla kira gelirlerinin gayrimenkulün tapuda adına kayıtlı olan maliki tarafından beyan edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Buna göre tapuda adınıza kayıtlı gayrimenkullerin maliki durumunda bulunan kişinin, söz konusu taşınmazlara ait kira kontratları çocukları adına düzenlenmiş olsa ve kira tahsilatları da onlar tarafından yapılsa dahi, kira gelirlerini ikamet ettiği yerin bağlı bulunduğu vergi dairesine yıllık beyanname ile beyan etmesi gerekmektedir."SÖZÜN ÖZÜEn büyük bilgelik, kendine egemen olabilmektir. Eurupides
Yorum (0) Yorum yaz!
VERGİLER YENİ YILDA %2,2 ARTACAK
4/11/2009 ·
| ||||||
Yorum (0) Yorum yaz!
veysi seviğ
3/11/2009 ·
Veysi Seviğ
İflasın ertelenmesinde şüpheli alacak karşılığı
03.11.2009 | Veysi Seviğ | Yorum
<_script /><_script /><_script /><_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder
&
İcra ve İflas Yasası'nın 179'uncu maddesi uyarınca "sermaye şirketleriyle kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse önceden takibe hacet (gerek) kalmaksızın bunların iflasına karar verilir." Ancak böyle bir durumda idare (yönetim) ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilmektedir.Yasal düzenleme gereği olarak mahkeme bu konuda sunulan projeyi inandırıcı bulursa iflasın ertelenmesine karar verebilmektedir. Ancak bu bağlamda da iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin mahkemeye sunulması zorunludur. Mahkeme böyle bir durumda gerekli görürse yönetim ve temsille görevlendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir.İflasın ertelenmesi istemleri mahkemelerce öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.Aynı yasanın 179/a maddesi gereği olarak da iflasın ertelenmesine karar veren mahkeme, dava konusu olan şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli her türlü önlemi, iyileştirme projesini de göz önünde tutarak almakla yükümlüdür. Bu bağlamda da mahkeme erteleme kararı ile birlikte şirketin yönetiminde görevlendirilecek kayyımı da atar.Kayyım sözlük anlamı ile "belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse"dir. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Sf: 1120)Mahkeme iflasın ertelenmesi kararına bağlı olarak şirket veya kooperatif yönetim organını yetkisini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı kılmakla da yetinebilir.İflasın ertelenmesi için verilen kararda kayyımın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak gösterilir.Aynı yasanın 179/b maddesi uyarınca mahkemece verilen iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine "Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki" yasaya göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilen şirket veya kooperatif hakkında hiçbir takip yapılamaz ve söz konusu karardan önce başlatılmış bulunan takipler durur. Bu aşamada da bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler de durur.Ayrıca erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş olan alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir. Ancak bu yöntemle takip nedeniyle de muhafaza önlemleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.Uygulamada özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik sorunlar ve olaylar nedeniyle birçok şirket mali açıdan zor duruma düşmüş, bunlardan bir bölümü iflas aşamasına gelmiş, yine bir bölümü iflasın ertelenmesi ile ilgili yasal olanaklardan yararlanma işleminde bulunmuştur.Türk Ticaret Yasası'nın 324 ve 546'ncı maddelerinde yer alan düzenlemeler gereği esas sermayesinin yarısını kaybetmiş veya şirketin borçları aktifin varlıklarından daha fazla ise yahut şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler varsa bu takdirde de şirketin iflasını talep etmek veya şirketi mali açıdan iyileştirmeye yönelik girişimde bulunmak görevi şirketin yönetim kuruluna ve şirket genel kuruluna verilmiştir. Bu aşamada da şirket durumunun ıslahı (düzelmesi) mümkün görülürse yönetim kurulu veya bir alacaklının istemi üzerine mahkeme iflas kararını erteleyebilmektedir.Ticari yaşamın akışı içinde bazı hallerde mali durumu sorunlu olan kuruluşlarla iş ilişkisinde bulunan kurum ve kurulurlar, iş ilişkisinde bulunduğu şirketin iflas işlemlerine konu edildiğini gecikmeli olarak öğrenebilmektedir.İflasın ertelenmesi kurumun temel amacı, mali durumu bozulmuş ve iflası istenmiş olan sermaye şirketinin mali durumunun düzelmesi olasılığı bulunuyorsa gerekli önlemleri alarak şirkete mali açıdan toparlanma ve yeniden üretim ve istihdam veya ticari faaliyetini sürdürme olanağını sağlamaktır. Mahkeme kararıyla iflasın ertelenmesi halinde ya şirket kendisini mali açıdan güçlendirme olanağını elde ederek faaliyetine devam eder hale gelebilir veya tam aksine iflasın ertelenmesi döneminde başarılı olamayarak iflas ve konkordato sürecine gidilebilir.Bir şirketin iflasın ertelenmesi aşamasında borcunun ödenemeyeceğini öğrenen bir alacaklı söz konusu alacağına karşılık ayırabilir mi sorusu uygulamada devamlı tartışılmaktadır. Böyle bir durumda, alacaklının yasal haklarını bir anlamda sınırlayarak alacağının temini için başvuracağı icra takibini engelleyen İcra ve İflas Yasası'nın 179/b maddesi de alacağın şüpheli hale geldiğinin kanıtlanmasını oluşturabilecek ispat açısından yeterli bir düzenleme olarak kabul edilmelidir.Sözü edilen yasal düzenleme ile iflasın ertelenmesi kararı, borçlu şirketten alacaklının alacağını tahsil etme olanağını ortadan kaldırmamakta, sadece borçlu şirket hakkında icra takiplerini engellemektedir.
Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »
ANKARA - Türkan Al - Bakanlar Kurulu, kanunların kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmazsa, çeşitli vergi, harç ve cezalar, yeni yılda yüzde 2,2 oranında artacak.
YENİ YILDA NE OLACAK?
DİĞER VERGİ VE HARÇLARDA DURUM
Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu vermeme ve almamanın cezası 3,5 lira artışla 163,5 liraya çıkacak. En az ceza haddi de, damga vergisinde 7,8 lira, diğer vergilerde ise 16,35 lira olarak uygulanacak.