FED BAŞKANI BERNANKE'DEN UYARDI
29/11/2009 · Kategori: Vergi Haber ve Makaleleri
| ||||||
| ||||||
| ||||||
Gecikme zammı ve tecil faizi düşürüldü
27.11.2009 | Veysi Seviğ | Yorum
<_script /><_script /><_script /> function f_showLinks (li) { try { f_display(li); } catch (e) { } } <_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder
&
![]()
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Yasası'nın 51'inci maddesi uyarınca ödeme müddeti içinde ödenmeyen alacağının ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı gecikme zammı uygulanmaktadır.Sözü edilen yasa maddesinin dördüncü fıkrası gereği olarak bakanlar kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar itibariyle farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplamaya yetkilidir.Aşağıdaki tabloda ödenmeyen amme alacaklarına bakanlar kurulu kararına göre yıllar itibariyle uygulanan gecikme zammı oranları yer almaktadır.
Bakanlar kurulu kararı Uygulama süresi Aylık gecikme zammı oranı (%) 2001/2175 29.03.2001-30.01.2002 arası 10 2002/3550 31.01.2002-11.11.2003 arası 7 2003/6345 12.11.2003-01.03.2005 arası 4* 2005/8551 02.03.2005-20.04.2006 arası 3 2006/10302 21.04.2006-18.11.2009 arası 2,5 2009/15565 19.11.2009 tarihinden itibaren 1,95* 02.01.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5035 sayılı yasa ile yasal oran haline gelmiştir.Yukarıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere 18.11.2009 tarihi akşamına kadar aylık yüzde 2,5 oranında uygulanan gecikme zammı, 19 Kasım sabahından itibaren aylık 1.95 oranında uygulanmaya başlanmıştır. Bir başka anlatımla bakanlar kurulunun 02.11.2009 gün ve 2009/15565 sayılı kararı ile 19.11.2009 tarihinden geçerli olmak üzere gecikme zammı oranı aylık yüzde 1,95 oranında uygulanmaya başlanmıştır. (19.11.2009 gün ve 27411 sayılı Resmi Gazete)Buna göre 19.11.2009 tarihinden önce vadesi geldiği halde bu tarihe kadar ödenmemiş olan amme alacaklarının bu tarihten itibaren ödenecek kısımlarına ve 19.11.2009 tarihinden itibaren vadesi geldiği halde vadelerinde ödenmeyen amme alacaklarına her ay için ayrı ayrı yüzde 1,95 oranında gecikme zammı uygulanacaktır.Diğer yandan, yasal düzenleme gereği, ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesaplandığından, 19.11.2009 tarihinden itibaren (bu tarih dahil) günlük gecikme zammı oranı (1.95/100/30=) 0.00065 olarak uygulanacaktır.Gecikme zammının bakanlar kurulu kararı ile aylık yüzde 2,5'ten 1,95'e indirilmesine paralel olarak tecil faizi de yıllık olarak yüzde 24'ten yüzde 19'a düşürülmüştür.Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa'nın 48'inci maddesi uyarınca amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin uygulanması veya haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilmektedir.Tecil konusu yapılan kamu alacakları için tecil faizi uygulanmakta olup 21.11.2009 gün ve 27413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tahsilat Genel Tebliği Seri: C Sıra No: 1 ile yapılan açıklamalar çerçevesinde 21 Kasım 2009 tarihi de dahil olmak üzere tecil faizi oranı yıllık yüzde 19 olarak belirlenmiştir.Sözü edilen tebliğin Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 21.11.2009 tarihinden önceki başvurulara dayanılarak tecil edilen amme alacaklarına, başvuru tarihinden 21.11.2009 tarihine kadar (bu tarih hariç) geçen süre için geçerli olan oranda, 21 Kasım 2009 tarihi de dahil olmak üzere bu tarihten sonraki dönemler için yıllık yüzde 19 oranında tecil faizi uygulanacaktır.Bilindiği üzere borcunun tecilini isteyenlerden, bu istemleri uygun görülmeyerek reddedilmiş olanlar, söz konusu borçlarının reddedildiği konusunun kendilerine tebliğinden itibaren idarece verilebilecek otuz günlük süre içinde ödedikleri takdirde, bu amme alacağı için de tecil faizi uygulanmaktadır.Yasal düzenleme gereği tecil yetkisini kullanacak ve bu yetkiyi devredecek olan makamlar, tecil edilecek amme alacaklarını tür ve tutar olarak belirlemeye, ame borçlusunun faaliyetine devam edip etmediğini esas alarak tecil edilecek alacakları tespit etmeye, tecilde taksit zamanlarını ve diğer koşulları belirlemeye yetkilidir.Diğer yandan tecil yetkisini kullanan tarafından uygun görülen ödeme planında taksitlerin ödeme süresi sadece ay olarak belirtilmiş olması durumunda, taksitlerin ayın ilk işgününden son işgününe kadar ödenmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, ayın son işgünü taksitlerin ödenmemesi halinde tecilin ihlal edilmiş olduğu kabul edilmektedir.Not: Okurlarımızın Kurban Bayramı'nı kutlar, kendilerine sağlıklı ve güzel günler geçirmelerini dileriz.Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Yasası'nın 51'inci maddesi uyarınca ödeme müddeti içinde ödenmeyen alacağının ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihind...( KB)
Sermayeleri artırmak gerekebilir
26.11.2009 | Bumin Doğrusöz | Yorum
<_script /><_script /><_script /> function f_showLinks (li) { try { f_display(li); } catch (e) { } } <_script />ARAÇLAR
yorum yaz
favorilerime ekle
haberi yazdır
arkadaşıma gonder
&
![]()
Aralık ayının sonuna, bir başka deyişle mali yılın da sonuna yaklaştık. Yıl sonu, bazı sermaye şirketleri için aynı zamanda sermaye artırımının zamanını da ifade ediyor. Sermaye artırımının yapılması, bazı şirketler için zorunlu olmakla birlikte, bazı şirketler için de mevzuatın doğurduğu menfaat gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. Önce, sermaye şirketleri için sermaye artırımının zorunluluk hallerini aktaralım.Anonim şirketlerin asgari sermayesi 50.000 TL ve limited şirketlerin asgari sermayesi 5.000 TL olarak belirlenirken, sermayesi bu tutarların altında olan şirketlerde de sermayelerini an az bu tutarlara yükseltme zorunluluğu getirilmiştir. Dolayısıyla bu şirketlerin sermayeleri, bu tutarların altında olamaz.Öte yandan ve özellikle yılın son çeyreğindeki yabancı para değerlerindeki oynamalar dolayısıyla dövizli borçların değerlenmesi sonucu şirketlerde hem kur farkı zararlarının oluşması hem de borçların şişmesi söz konusu olabilmektedir. Bu olgu ise özellikle döviz cinsinden borcu olan şirketlerin Ticaret Kanunu'nun 324. maddesine dikkat etmeleri gereğini ortaya çıkarmaktadır.324. madde, yönetim kuruluna, son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşıldığı hallerde, durumu derhal genel kurula bildirme, şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcut olması halinde ise aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim etme yükümlülüğü yüklemiştir. Bu bilançodan, esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kaldığının anlaşıldığı hallerde, genel kurulun ya bu sermayenin tamamlanmasına ya da kalan üçte bir sermaye ile iktifaya (sermaye azaltımına) karar vermesi gerekmektedir. Aksi halde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktiflerinin şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği hallerde ise yönetim kurulunun durumu derhal mahkemeye bildirmesi, iflası veya iflasın ertelenmesini (İcra İflas Kanunu 179 ve devamı maddelerine göre) talep etmesi gerekmektedir. Yönetim kurulunun bu görevlerindeki ihmali, Türk Ceza Kanunu karşısında görevi ihmal suçunu oluşturur.Sermaye artırımı kanunen zorunlu olmadığı halde, vergi mevzuatı dolayısıyla şirket menfaati gereği sermaye artırımının gerekli olmasına yol açan müessese ise "örtülü sermaye faizi" müessesesidir.Kurumlar Vergisi Kanunu'nda örtülü sermaye müessesesi ile kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye kabul edilmiştir. Bir başka anlatımla bu müessese, kurumların borç maliyetlerini gider olarak yazma sınırını belirleyen bir müesseseye dönüşmüştür.Alınan borçların örtülü sermaye sayılan kısmı için ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları, vade farkları ve benzeri giderler kanunun 11/b maddesi gereğince kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamamaktadır. Yani kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Öte yandan bu tutarlar, ilişkili kişiye dağıtılan kâr payı olarak nitelendirilmekte, ödeme yapılanın gerçek kişi olması halinde stopaj mükellefiyeti doğmakta ve geliri elde eden açısından kâr payı statüsünde vergilendirmeye yol açmaktadır.Burada kurumların yapmış oldukları borçlanmaların örtülü sermaye olup olmadığı yönündeki tespit, borçların hesap dönemi başındaki bilançoda yer alan öz sermaye ile kıyaslanması suretiyle yapılmaktadır. Kurumun dönem başı öz sermayesinin sıfır veya negatif değerler taşıması durumunda, söz konusu kurumun ortak ve ortaklarla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların tamamı örtülü sermaye olarak değerlendirilmektedir (1 sayılı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği).Bu durum kurumlara, dönem başında öz sermayelerini gerekli şekilde oluşturarak, dönem içinde örtülü sermaye durumunun oluşmaması için borçlanmalarını önceden planlayabilme olanağı sağlamıştır.2010 için 2009 yılı sonu itibariyle geçerli olan öz sermaye miktarı, maliyetleri gider yazılabilecek borçların belirlenmesinde temel teşkil edecektir. Örtülü sermaye kapsamına giren borçları bulunan kurumların sermayelerini dış kaynaklardan artırmak suretiyle, ilişkili kişilerden borçlanmalarda daha uygun bir konum yaratabilirler. İç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımının ise öz sermayeyi artırıcı bir etkisinin olmadığı da unutulmamalıdır.Bu nedenle ilişkili kişilerden borçlanan kurumların 2010 yılı öz sermayelerinin yüksek olması için, yılın şu son günlerinde gerekli sermaye artırımını yapmalarında yarar vardır.Her yıl olduğu gibi, bu yıl da bu önemli noktayı okurlarımıza hatırlatalım istedik.Aralık ayının sonuna, bir başka deyişle mali yılın da sonuna yaklaştık. Yıl sonu, bazı sermaye şirketleri için aynı zamanda sermaye artırımının zamanı...( KB)
| ||||||
|